Destiny on the Job 9th INTERNATIONAL CONFERENCE 31.10-3.11-2019 – ISTANBUL – Turkey

Destiny on the Job 9th INTERNATIONAL CONFERENCE 31.10-3.11-2019 – ISTANBUL – Turkey

Türkiye’de ilk kez 31.10 / 3.11.2019 tarihleri arasında düzenlenecek olan 9. ‘Destiny On the Job’ konferansında İstanbul’da sizlerle birlikte olabilmeyi diliyoruz.

The work place can be a platform for individual spiritual development. We experience a growing impulse to build a new human culture for economic and professional spheres. This conference initiative addresses the spiritual dimension behind the phenomena in the workplace.

Who to attend:

The DESTINY ON THE JOB initiative is intended mainly for two kinds of professions:

  • People that consult others (consultants, coaches, mentors, trainers)
  • People that lead or responsibly cooperate with others (entrepreneurs, managers, leaders)

Conference aims:

  • Sensitize people to the spiritual and especially karmic dimension present in organizations
  • Sensitize to the observation and recognition of karmic phenomena in the workplace
  • Become more aware about our activity as facilitators in the development processes at work
  • Share our experiences on this area of research

Why to attend:

It is time to be active. Creating a new future by our daily deeds. Contact with other folk is a great support in renewing our energy. A network set up is being prepared for DESTINY ON THE JOB for ongoing contact and sharing of developments or research. New ideas from practical experiences can support your daily business. Bring in your own topics and activities, we create an open platform for exchange of experience between professionals.

Conference Title:

EAST AND WEST MEETING ….. DIVERSITY ON THE JOB

West and East meeting: Who are you? Who am I? – Meeting one another beyond the limitations and diversities of gender, religion, tradition and culture.

This conference is a challenge: We go beyond the familiar conference places in Central Europe and move to Turkey, to Istanbul, the bridge between the East and the West. This new conference place is a signal: In a world that is moving apart in misunderstanding we come together to build a bridge of understanding. It is an experiment; we do not quite know how it works, but we shall try. The first step is to become aware of who we are with all that which we carry along: burdens of our tradition, history, discrimination, triumphs even. The conference will offer safe spaces where we can share some of it. We call this destiny.

This conference is a challenge also because it quite consciously appeals to business people: Questions of destiny play a vital role in business life, especially if you want to be successful. Do not hesitate, come.

In artistic exercises, in group work, in team coaching situations, in sharing experiences, in having one-to-one karma conversations we want to explore new social techniques. This conference will be a research meeting. Everybody is invited to share her / his experiences and to learn and develop together, to meet new challenges in everybody’s work life.

It is high time to understand destiny in our professional life. Without this understanding we cannot solve the social problems and needs of today.

Time: Begin Thursday 31 October 2019 at 16.00 pm (registration, coffee and warm up at 15 pm) End Sunday 3 November 2019 at 14.00 pm

Extra day with organized program: Begin Wednesday 30 October 2019 at 14.00 and will continue on Thursday morning . Those who wish to stay a bit longer can come a day before to visit some special sites in Istanbul. The extra day is not part of the conference program.

Venue and Accommodation: Istanbul downtown – KALYON HOTEL https://www.kalyonistanbul.com

Conference Package for Hotel: 

  • Single Room Package -350 € (3 Nights and Breakfast – 3 Lunches – Coffee Breaks – 3 Dinners – Meeting Rooms)
  • Double Room Package -300 €/per person (3 Nights and Breakfast – 3 Lunches – Coffee Breaks – 3 Dinners – Meeting Rooms)
  • Extra day for Hotel: Single room for 1 night € 55 , Double room for 1 night € 32,50 /per person

Cancellation

Cancellation within 15 days before = 15% penalty
Cancellation after = 50% penalty

For those not staying in the Hotel:

The cost of each lunch / dinner is € 25 and the cost of each coffee break is €5

Conference Fee: € 200 cash during the conference

Registration: before 12.09.2019 to be sent to: kalyon@kalyon.com (to the attention of Miss Ozlem Ardic) and aisguden@gmail.com (Mrs Arzu Isguden)

The Destiny on the Job – Team

Shirley van Houten
Hans Supenkämper
Arzu Isguden
Gigliola Rosini
Gabriella Vigo
Larsu Salonen
Robert Hell

Draft2 Application Form DOJ 2019-2

Draft2 Invitation letter DOJ 2019-1

Draft2 Program x participants DOJ 2019-1

Gelecegin Çiftçileri için

Gelecegin Çiftçileri için

5-6 Nisan tarihleri arasında Istanbul Çatalca’daki Istafil Çiftliginde Turkiye’de ilk kez herkese açik ‘Biyodinamik Tarıma Giriş Kursu’ duzenledi.Tarim basta olmak uzere farkli sektorlerden bir grupla mükemmel bir toplantı oldu! Beş yıldan fazla bir süredir çiftligin Demeter danışmanı, partneri ve eğitmeni Sn.Hans Supenkaemper’in biyodinamik tarim ve antropozofi üzerine  bilgilerini paylasmak tüm katılımcıları motive etti. Samsun 19 Mayıs Universitesinden katilan Prof.Ali Kemal Ayan hocamizin dediği gibi Biyodinamik Tarım ‘Tarımın Simyası’! Gerek açık alanda yaptığımız çalışmalar gerekse içsel yolculuklarimiz sirasinda zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. Kurs süresince biyodinamik preparatları teorik ve pratik olarak incelerken çiftliğimizde geçen yıl gömmülmüş olan boynuz gübresi, silika, hindiba ve meşe kabuğu preparatlarini da topraktan çıkartarak konuyu tam anlamıyla irdelemiş olduk. Bunun yanısıra Rudolf Steiner’in Tarım Kursu 1. Dersini de bitirdik. Ve konu öyle şaşırtıcı şekilde ilerledi ki köklerimize döndük diyebiliriz. Kurslarimiz farkli sezonlarda ilerleyerek devam edecek.Tüm katılımcılara çok tesekkur ederiz. Her insan ayrı bir zenginlik ve yaşam yolculuğunuzda yaradılışın en güzel yönlerini keşfedip, takdir edebilmemiz için ne büyük bir şans!

Saygi ve sevgilerimizle,
Arzu Duran (2019)

DEMETER BİYODİNAMİK TARIM DERNEĞİ Toplantısı

DEMETER BİYODİNAMİK TARIM DERNEĞİ Toplantısı

DEMETER BİYODINAMIK TARIM DERNEĞİ toplantısını 16.03.2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirmiş bulunmaktayız.

Türkiye’nin farklı yerlerinden gelen üyelerimizle çok verimli bir toplantı oldu.Ilk toplantımızda seçilen grubun görevlerine devam etmelerine oy birliği ile karar verildi.

Aydın Gülyağı, Ceres, Işık Tarım, İstafil Çiftliği, Jayanti, Rapunzel, Tunaylar, bazı organik zeytin üreticileri ve diğer yeni üyelerle birlikte Samsun 19 Mayıs üniversite öğretim görevlisi Sn.Cevahir Kaynakçi ve Tokat Gaziosmanpaşa Universitesinden Sn.Hakan Karadağ da toplantımıza katıldı.

Toplantının sonunda katılımcılara Samsun Üniversitesinden Prof.Dr.Ismet Boz ve Istafil Çiftlinden Arzu Duran tarafından hazirlanmis olan Biyodinamik Tarım ve tüketicilerin yaklaşımı, yaygınlaşması ve mevcut durum hakkında bir anket ögretim görevlisi Sn.Cevahir Kaynakçı tarafindan katılımcılara dağıtılarak ön bilgi toplandı.Ayni anket doğrudan tüketicilerede yönlendirilerek doğru urün seçimi ile ilgili bilinçlendirme hedeflenmektedir.

Çalışmalarımızın güçlenerek ilerleyecegine inancımız sonsuz.

Tüm katılımcılara çok teşekkür ediyoruz.

Arzu Duran

Biyodinamik Tarım Egitimi Kursu

Biyodinamik Tarım Egitimi Kursu

Biyodinamik tarımla yaptığımız herşey doğayı geri getirmek için….

Türkiye’de ilk kez ‘INTERNATIONAL WANDERING SCHOOL FOR BIODYNAMIC AGRICULTURE‘ tarafından hazırlanmış, aşamalı ‘Biyodinamik Tarım Eğitim’ programı 5.04.2019 ve 6.04.2019 tarihlerinde düzenlenecek olan ‘Giriş’ kursuyla başlayacak ve ileri tarihlerde
derinleşme kurslarıyla devam edecektir. Bu aşamalı süreci tamamlayan kursiyerlere sertifika verilecektir.

Biyodinamik Tarım yapmakta olduğumuz ve Demeter partneri olarak çalıştığımız çiftliğimizin kapılarını ‘Geleceğin Tarımı’ olarak nitelendirilen bu çok özel tarım yöntemini tanıtmak ve öğretmek amacıyla ilk kez ‘Biyodinamik Tarım Eğitimi Merkezi’ olarak açmış bulunmaktayız.

Tüm ziraatçileri,çiftçileri,üniversiteleri, öğrencileri ve doğaya kendini yakın hisseden herkesi bu yepyeni harekete bekliyoruz

BAL

BAL

 2019 Goetheanum ‘Land and Economy’ konferansı ve Biofach Fuarı izlenimleri…

ve  ‘ARICILIK’  üzerine en güncel yazılarımızı bu baslıkta topladık…

 

Goetheanum Müthiş Bir Topluluk , Fikir Alışverişinde Bulunabileceğiniz İnanılmaz Yüksek bir Ortam Biofach Harika bir Fuar ve Tüm Dünyadan Organikçilerin Buluşma Yeri

5-10 Şubat arasında Goetheanum’da düzenlenen ‘Land and Economy: agriculture between the farm and the world’ temalı toplantıyı müteakip 12-15 Şubat tarihleri arasında Almanya Nürnberg kentinde her yıl düzenlenen BIOFACH fuarında dünyanın pek çok ülkesinden organik tarım yapan firmalar bir araya geldi.

Goetheanum’da bulunduğumuz sürece katıldığımız toplantılar ve workshoplar hayli bilgi verici ve yönlendirici oldu.

Toplantı süresince güncel neşriyatlara da ulaşma fırsatımız oldu. Her biri birbirinden ilginç yayını ilgiyle okuduk.

Bunlardan biriside ‘BİYODİNAMİK ARICILIK’ başlıklı kitapçıktı. Kısa başlıklarla ve anlaşılır şekilde irdelenmiş olan konu çok güzel özetlenmişti.

Bu el kitabı halihazırda kuruluş aşamasında olan organik arıcılık için bağımsız, kar amacı gütmeyen bir girişim olan “proBiene” enstitüsü tarafından hazırlanmış.

(Stutgart, Eylül 2018- David Gerstmeier ve Tobias Miltenberger)

Biyodinamik arıcılık konusunda  insanlar son zamanlarda bizi sıkça aramaktalar. Bu nedenle aşağıdaki bilgilendirmelerin faydalı olacağını düşündüğümden sizinle de paylaşmak istedim. Çünkü dışarıdan bakıldığında organik arıcılık ve biyodinamik arıcık her ne kadar birbirine benzer gözükmekteyse de birbirinden farklılıklar göstermektedir.

Bu gezegende gıdanın geleceği ARILARIN elzem olduklarını kabul etmek zorundayız. Balüretimi için vazgeçilmez  olmalarının yanı sıra arılar besinlerimizin yaklaşık üçte birinin üretiminden de sorumludur. İşte bu yüzden, hayatı arılar için zorlaştıran her şeyi durdurmak  sosyal bir görevdir. Endüstriyel hayvan bakıcılığına karşı bir arıcılık yöntemi  uygulanmalıdır. Bu bakımdan, Biyodinamik arıcılık mihmandarlık yapabilir.

 (Ursula Hudson – Slow Food Germany Başkanı ve Slow Food International yönetim kurulu üyesi)

BALARISI VE ARICILIK

ÖNEMİ

Balarısı insanlar ve tabiat için büyük bir öneme sahiptir.

Bir taraftan, kültür bitkisi yetiştiriciliğinde hayati rol oynar: besinlerimizin üçte biri doğrudan arıların yaptığı polenlemeye bağlıdır. Diğer taraftan, doğadaki yaban bitkilerinin polenleştiricisi olarak, bitki dünyasındaki biyoçeşitliliğinin muhafaza edilmesine derin bir  katkıda bulunurlar.

Bal arısı milyonlarca yıl boyunca coğrafi olarak farklı çeşitleri olan büyüleyici bir olağanüstür

organizmaya evrilmiş olan bir türdür. Mağara resimlerinden ve geleneksel kökler incelendiğinde anlaşılabileceği gibi , balarıları insanları zamanın başlangıcından beri büyülemiştir ve derin bir kültürel-tarihi ilişki evcuttur.

Arıcılıkta, bal arısı yaklaşık 4,000 yıldan beri yetiştirilmektedir ve  en

önemli besi hayvanlarından biridir. Arıcılar tarafından hasat edilebilen arı ürünlerinin olağanüstü kaliteli bileşimleri vardır. Bal ve balmumu bu soylu doğal ürünlerden yalnızca ikisidir.

Krizli Bir Dönem

Günümüzde balarıları çok farklı  zararlı etkilerle savaşmak zorundadır. Her yıl, büyük

miktarlarda arı kolonileri çökmektedir. %30-50’lik kış kayıpları yaygındır. Hızla yeni koloniler

satın alma ve uzun mesafelerden kraliçeler ithal etme şeklindeki standart uygulamalar bal arısı

üzerindeki baskıyı arttırmakta ve diriliklerini gitgide azaltmaktadır. Bu sorunlu dönemin pekçok farklı nedenleri vardır .

 Yoğunlaştırılmış arıcılık yöntemlerinin neticesinde ortaya çıkan stres ve hastalıklar:

Bal çıkarılması ve polenleştirmede kısa vadede artışa hizmet eden yoğunlaştırılmış yöntemler

yaygındır. Arıların bağışıklık sistemleri zayıflar dolayısıyla hastalık karşısında direnç gösteremezler..

 Geliştirilen doğal olamayan üreme yöntemi ile zayıf ya da dayanıksız  popülasyon çeşitliliği.

Bal arısı,  salt bal elde etmek amacına yönelik yetiştirilir. Arıların doğal

davranışları ve adaptasyonları baskılanır. (örn. oğul oluşturarak yeni koloniler kurmak, çoklu

eşleşme ile gen rekombinasyonu).

 Monokültür ve farklı çiçek kolonilerinden kaynaklanan doğal besin eksikliği

Konvansiyonel tarım “yeşil bir çöl” yaratır. Sınır kenarlarındaki, çayırlıklardaki ve bahçelerdeki  nektarlı çiçekler geri plana itilir.

 Pestisid kullanımı ile zehir kontaminasyonu

Arılar çok sayıda ve büyük hacimdeki sentetik spreylerden hemen zarar görür veya yan etkilerinden ötürü zayiat verir.

Her kriz bir fırsat sunar. İnsanlar dünyayı tahrip etmemeli, şekillendirmelidir. Bu sebeple, arıcılığa “koruyucu bakımı” sunmak yerine, mevcut  krizin üstesinden gelmek ve bundan güçlenerek çıkma fırsatını yakalanmalıdır. Arılar, başka hiçbir hayvanın olmadığı şekilde, doğal ve (tarım) kültürü dünyamızın durumu hakkındabir  sismograf gibi hareket ederek bizi ekolojik bağlantılara karşı uyarır.

Biyodinamik arıcılık

MEVCUT DURUM

 

Biyodinamik arıcılık ancak son yıllarda gelişmiştir.  100’ün biraz üzerinde  Demeter sertifikalı arıcı vardır ve yalnızca bir kaçı tam zamanlı çalışmaktadır. Almanca konuşan ülkelerde

“wesensgemaesse Bienenhaltung” -arıların gerçek doğasının desteklenmesine odaklanan arıcılık– artan sayıda hobi amaçlı arıcı tarafından da belgelendirme olmaksızın yapılmaktadır.

Almanya’daki toplam arı kolonisi sayısı ölçüldüğünde (yaklaşık 800,000) “wesensgemaesse” kolonilerinin yaklaşık %2’sine tekabül ettiği tahmin edilmektedir (bu basitleştirilmiş genel değerlendirmede, arılar kuluçka alanında doğal petek yapıyorsa arıcılık “wesensgemaesse” olarak kabul edilmektedir). Diğer arı kolonilerinin  %98’ine bal maksimizasyonu için geliştirilmiş konvansiyonel yöntemler kullanılarak bakılmaktadır.

GEÇMİŞ

Biyodinamik tarım, Rudolf Steiner’in görüşleri ile ivme kazanmıştır.  Çiftlik dış

kaynaklı şeylerden etkilenen fakat aynı zamanda etrafındaki dünyayı etkileyen bir organizma olarak görülür. Dışarıdan gelen kozmik güçler işi belirli ritimlerle etkiler ve  buna uygun hareket edilir.  Çiftliğin özel bir kaliteye sahip ürünleriyle dışa açık etkisi vardır. Organizma olarak, çiftlik bölünmez bir bütün olarak yönetilmelidir. Bir çiftliği bitkiler, hayvanlar, toprak ve insanlar hepsi bir arada , kısa vadede maksimum verim alınması  amacıyla değilde maksimum sürdürülebilir niteliği üretme amacıyla oluşturur. Demeter markası belgelendirilmiş Biyodinamik çiftçiliği simgeleyen bir kuruluştur.

ÖZELLİKLER

Biyodinamik arıcılık organik arıcılığın bir tipidir fakat çok daha geniş kapsamlıdır. Organik arıcılık gerekliliklerini içeren AB Organik Yönetmeliği esasen arıcılığın kalıntılardan âri ürünlerin sağlanmasıyla ilgili yönlerini açıklar. Bir başka deyişle, arı ürünlerinde hiçbir pestisid veya diğer zararlı madde bulunamaz. Arıcılar sentetik madde kullanımından men edilmiştir. AB Yönetmeliği yer yerde hayvanlara (arılara) nasıl muamele göreceğini de belirtir. Örneğin, arıcılar kraliçenin kanatlarını kesemez.

Biyodinamik arıcılığın daha holistik yaklaşımına, hayvancılık için AB gerekliliklerinde oldukça az yer verilmektedir.

Biyodinamik arıcılık arıların doğal yaşam ortamını temel alır ve yüksek ürün kalitesi elde edilmesini amaçlar. Elzem özellikler şunlardır:

 Bal arısı kolonisi tek bir organizma olarak kabul edilir “Büyük Arı ”

 Yeni koloniler yanlızca doğal oğul verme yoluyla oluşturulur.

 Arılar kendi kuluçka yuvalarını doğal olarak yapılmış peteklerde kurar.

 Kraliçelerin suni üremesi gerçekleşmez.

 Hasat edilen bal kovan sıcaklığının üzerinde ısıtılmaz.

Biyolojik-dinamik arıcılık organik arıcılığın çok ötesinde bir olgudur ve yoğunlaştırılmış arıcılığa alternatif bir yaklaşım sunar.

Yaklaşım

“BÜYÜK ARI ” OLUŞUMUNUN ÖN PLANA KONULMASI

Bunun temeli koloninin doğal davranışlarına dikkat etmektir. Arı kolonisi tam bir teşkilatı temsil eder – ona “Büyük Arı” diyoruz. Sağlıklı bir arı için bütünlüğü muhafaza edilmiş bir ‘Büyük Arı’ kolonisi gerekir. Arıcılık unsurlarının kaynağı da burasıdır: kraliçeler kendi kolonileri tarafından beslenir, oğul vermek suretiyle yeni koloniler oluşturulur ve arılar kendi doğal peteklerini yapar.

Bu unsurlar aşağıda şöyle açıklanmıştır:

OĞUL VERİLMESİ  NETİCESİNDE YENİ KOLONİLER OLUŞTURULUR

Arıların oğul vermesi yeni bir koloni doğurur. Oğul ile çalışmak hastalıkla uğraşma ihtiyacını azaltır.

Arıların oğul verme içgüdüsü kabul edilir ki bu genellikle diğerleri tarafından   kabul edilmeyip bastırılan bir durumdur.

Konvansiyonel arıcılar oğul vermek istemeyen kolonileri seçer – ancak biz arı popülasyonunu

gençleştirmek için arıların doğal içgüdüsünü kullanırız.

Arıcılar pek çok kovana bakarsa, tüm kolonilerin oğul vermesini aynı zamanda takip edemezler. Bu sebeple, bazı arıcılar “tahmini oğul verme” denilen bir ölçüt kullanır. Amaç, oğul verme sürecini mümkün olduğu  yakın tahmin edebilmektir. Oğul hücreleri (büyümekte kraliçeleri olan hücreler) bulunduğunda, yaşları 1-2 günlük doğrulukla ile tespit edilebilir. Oğulların dışarıya en erken çıkışı dokuzuncu gündür, böylece oğul verme zamanı tahmin edilebilir. Beklenen oğul verme tarihinde,oğul yakalama kutusu arı kolonisinin yanına yerleştirilir. Daha sonra, kraliçe ve arıların yaklaşık üçte ikisi çıkarılır, oğul oluşturulur. Geride kalan koloni tekrar kapatılır veya birkaç arı kolonisine bölünebilir. Her bir yeni koloni için bir oğul hücresi tutulur; oğul hücrelerinin geriye kalanı kırılır.

KULUÇKA YUVASI OLARAK DOĞAL PETEK

Arılar kuluçka için  kendi peteklerini yaparlar.Her bir arı kolonisini bunu kendine özgü şekilde yapar. Petekler “Büyük Arı’nın” genel yapısının bir parçası kabul edilir.

Herşeyin ötesinde, arılar tarafından üretilen balmumu  saftır, bu da bala fayda sağlar.

Arıların kuluçka yuvasına  plastik veya yabancı balmumu plakaları  koymayız.

Arıların farklı ebatlarda ve farklı arılar (erkek ve işçi) için  hücreler yapmasının doğru olmadığının ortaya konulduğu  balmumu kavramı 1800’lü yılların ortasında şekillenmeye başlamış,. Yabancı balmumundan yapılan balmumları çoğunlukla  kalıntı taşıdığından ve  o kovana özgü olmadıklarından balın kalitesini düşürmektedir.

ORGAN OLARAK OĞUL KRALİÇESİ

Arı kolonisi tarafından getirilen kraliçe tüm “Büyük Arı” oluşumunun bir parçasıdır. Hiçbir kraliçe kendini daha genç, daha güçlü kraliçeyle değiştirmek amacıyla sisematik şekilde yok etmez.

Kraliçenin tüm arılarla ilişkisi ve akrabalığı büyük önem taşır. Bu sebeple, kanatlarını kesmeyiz,onu bir bariyer ile arı kolonisinin geriye kalanından ayrı tutmayız veya sun’i dölleme yapmayız.

Yetiştiricilik

EKSİKLİK

Konvansiyonel arıcılık yöntemleri arı sağlığında kayba katkı yapar. Bu, soyiçi üreme krizi, soy

özelliklerinin çeşitliliğinin kaybı ve doğal sağlık mekanizmalarının kaybı (örn. enfeksiyon kontrolü

için arı tutkalı (propolis)) gibi problemlere yol açmıştır. Konvansiyonel yetiştiricilik prevalansı

sebebiyle, az özelliğe sahip yalnızca birkaç arı çeşidi dünya genelinde yetiştirilmektedir.

Konvansiyonel arıcılığın yetiştiricilik hedefleri organik arıcılığın hedeflerini (dayanıklı arı

popülasyonu gibi) içermez ve kısmen onlarla çelişir. Sanayileşmenin başlangıcından beri,

konvansiyonel bal arısı yetiştiriciliği öncelikli olarak şunlara odaklanmıştır:

 Büyük hacimlerde bal

 Hızlı koloni gelişimi

 Oğul halinde kovandan ayrılmakta gönülsüzlük

 Mülayim mizaç

Düşük miktarda propolis (bazı yetiştirici birliklerinde)

Konvansiyonel yetiştiricilik oğul vermek suretiyle yeni bir koloni oluşturmak, doğal bal peteği

yapmak ve mevki adaptasyonu gibi hayatın doğal akışını dikkate almaz. Aslında, “Oğul halinde

kovandan ayrılmakta gönülsüz” arılar tercih edilir, bu durum Demeter yaklaşımına aykırı düşer.

Yetiştiricilik yöntemleri de hayvan etiği ve niteliği bakımından tartışmalıdır. Yukarıda yazılı olan

ana yetiştiricilik hedeflerine ek olarak, yetiştiricilik yöntemleri kraliçe arıların insanlar tarafından

seçilmiş yalnızca bir erkek arı tarafından sun’i döllenmesi gibi endüstriyel teknoloji ve monotonluk

üzerine dayalıdır. Doğal çoklu eşleşmede, ortalama 15 ila 20 erkek arı “kraliçe arının çiftleşmesi”

gösterisinde uygunluklarını kanıtlamak zorundadır.

Bal verimi en yüksek yetiştiricilik hedefi olmamalıdır, önceliğimiz daima sağlıklı koloniler idame

etmek ve beslemek olmalıdır. 

OLASI BİR YAKLAŞIM

Günümüze kadar, Biyodinamik arıcılıkta herhangi bir hedeflenmiş yetiştiricilik gerçekleşmemişti,

yalnızca arıcılık yapanlarca bireysel seleksiyon yapılıyordu. “proBiene” enstitümüz halihazırda

ekolojik bir yetiştiricilik projesi planlıyor. Eğer siz veya bildiğiniz birinin benzer hedefleri varsa,

lütfen bizimle temasa geçin. Ağımızı genişletmek için dört gözle bekliyoruz 

Arıların sağlığı

ZAYIFLAMANIN TEMELİ

Yoğun arıcılık yapılan ülkelerde, arı popülasyonu sağlığı zaman içinde güç kayb eder diğer bir terimle zayıflar.

Milyonlarca yıllık evrimsel gelişimine rağmen, bal arılarının gücü tükenmiştir. Bu, bilhassa Orta Avrupa’da arı kolonilerinin insanlar olmadan var olamaması ve sürekli bakım gerektirmesi olgusu ile aşikâr haldedir.

Arılar doğuştan varolan adapte olmak yönündeki yüksek  potansiyellerine rağmen, bağımsız olarak canlı kalmayı başaramamaktadırlar. Yanlızca ‘verim’ odaklı arıcılık streslidir. Yetiştiricilik aşırı tek yönlü olmanın yanı sıra   yiyecek kaynakları da çok azdır.

DOĞUŞTAN GELEN YAŞAMA GÜCÜNÜN DESTEKLENMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ

Biyodinamik arıcılığın oğul verme yönü gibi yukarıda yazılı olan yöntemler arıların canlılığını, kendi hayat güçlerini desteklemesini ve geliştirmesini amaçlar. Temel düşüncemiz,

hayvanların ancak ait olduğu türün  spesifik ihtiyaçları dikkate alındığında ve geliştirildiğinde uzun vadede sağlıklı kalacağın yönündedir.

BAĞ

İnsanlar ve hayvanlar arasındaki ilişkiye özel bir önem verilir. Yalnızca böylesi bir bağ  bize diğerinin esenliği  için bakım yapılması için içsel bir motivasyon verir. Bilimsel araştırma bir araştırma ile bu durum  ineklerde gözlemlenmiştir.

Arılarala kurulan çift taraflı bağında  iki tarafın yararına olduğu şeklindedir.

STRESTEN KAÇINMAK

Stres faktörleri (arı gücünün kısıtlanması, sürekli şekerle beslemek, çoklu göç, büyük koloni

yoğunluğu) arı kolonisini yıpratır. Koloniler bal üretimi için ‘modüler sistem’ olarak görülmemelidir.

Tam tersine: yaşayabilir kalabilmek için asgari bütünlüğe ihtiyaç duyan bir süper organizmadır.

ÇEVRESEL ETKİLER

Orta Avrupa’da arılar için besin sıkıntısı var. Yıl boyunca, pek az kaynak mevcuttur. Temmuz

ayında bile, orman kaynakları bulunamazsa kolonilerin kronik olarak yetersiz beslenir. Şeker

vermek telafi olarak düşünülemez çünkü bu endüstriyel rafine edilmiş madde arıları zorlar. Ayrıca rafine edilmiş şeker ihtiyaç duydukları besinlerin tamamı için bir telfi de değildir.

Kovan mevkisi seçerken, çoğunlukla arıların uçuş yarıçapını dikkate alarak organik ve kirlenmemiş alanlar seçilmelidir. Böcek ilaçları arılar için ağır problemlere sebep olur; yabani ot ilaçları da onlara zarar verebilir. Uzun soluklu beslenme sağlayan çeşitli yiyecek kaynakları yararlıdır.

KALINTI YOKLUĞU

Arı kolonisi, yapısını inşa etmek üzere balmumu gibi muhtelif maddelere ihtiyaç duyar. Arı kolonilerinn maruz kalabilecekleri kimyasal kalıntılar bu teşkilatın başarısına köstek olabilir ve kovan ürünlerinin kalitesini düşürür.

Arıların kendi peteklerini yapmasına izin verirsek, Varroa maytlarıyla doğal maddelerle mücadele edersek ve kovanlar için yalnızca doğal malzemeler (ahşap, kamış veya kil) kullanırsak saflık idame ettirilebilir.

Ürünler

KALİTE

İyi bal çok fazla yabancı etkiye maruz kalmamış olmalı ve kovandan mümkün olduğunca doğal birşekilde çıkarılmış olmalıdır. Endüstriyel bala yasal olarak bal denilebilir fakat bunlar peteklerdeki orijinal baldan büyük ölçüde farklılık gösterir: bu balların çoğu 70 °C dereceye kadar ısıtılmıştır.

Minicik partikülleri çıkartmak için basınçlı filtreleme kullanılır ve süpermarket rafları için

standartlaştırılmış madde elde edilmesi için farklı ballar karıştırılır. Kovan içinde, bal maksimum 35°C dereceye kadar maruz kalır. 37°C dereceden itibaren, ilk aromalar kaybedilir. 42°C derecede, ilk enzimler tahrip olur. Bu, balın “canlılığını da” imha eder. “Canlılık” ile, kavanozdaki balın hala “aktif” olduğunu ifade ederiz. Arılar kovana çiçeklerden nektar veya böceklerden şekerli salgılar (basura) taşır. Bu süreçte, enzimler, proteinler ve asitler ilave edilir. Bu ilave edilen maddeler polisakaridleri böler, früktoz ve glikoz moleküllerini dönüştürür ve daha kompleks karbonhidratlar oluşturur. Süreçler ve maddeler pek çoktur ve tek tek çok farklıdırlar. Sonuç olarak, her balın kendi niteliği vardır: tat, görünüm ve bileşim bakımından mevsimden mevsime veya mevkiden mevkiye kadar değil aynı zamanda kavanozdan kavanoza kadar değişiklik gösterirler. Bal yalnızca “şeker”den çok daha fazlasıdır – ve balı bu şekilde tutmak istiyoruz. Kaliteli bal şunların sonucudur:

 Kovanlar için seçilmiş yerler

 Doğal kovan malzemeleri

 Sentetik maddelerle işlem yapılmaması

 Yabancı balmumundan kaçınılması

 Arılara ihtimam gösterilmesi

 Isıtma, filtreleme veya harmanlama olmaksızın dikkatli hasat ve işlemen geçirme

Arzu Duran

(2019- proBiene Biodynamic beekeeping manual for food activists and beekeepers)

 

TRAINING INVITATION

İyi ürünler, onları takdir eden insanlara ihtiyaç duyar.   

İyi ürünler, onları takdir eden insanlara ihtiyaç duyar.  

Almanya’da Demeter sertifikalı bir ciftlikte büyükbaş hayvancılık nasil yapılmakta?

Hunsrück’te tarım ve süt üretimi

Bornwiesenhof çiftliği!

Hunsrück-Hochwald Ulusal Parkı’nın hemen yanıbaşında yer alan bu çiftlikte 1989 yılından bu yana  Demeter’in sıkı  kurallarına bağlı kalınarak  biyodinamik tarım yapılmaktadır. Yüksek kalitede 30’dan fazla süt ürünü ve peynir çeşidi üretilmektedir. Bunun yanısıra gençlerin hayvancılık konusunda eğitimine büyük önem verilmekte. Ziyaretçi gruplarına düzenlenen çiftlik gezilerinde,yoğurt kurslarında ve peynir atölyelerinde biyodinamik çiftçilik hakkında bilgiler verilmektedir.

1994’ten beri Jaschok ailesi bu çiftlikte yaşamakta ve çalışmaktadır.

Biodinamik tarımın özelliği ‘bir  çiftliğin bireyselliği’ burada da çok gelişmiş ve halada gelişmekte. Bu çiftliğin hayvanları kendi topraklarında doğal olarak yetişen besinlerden faydalanmaktalar ve ürünler Demeter yönergelerine göre, suni yardımcı maddeler kullanılmadan işlemektedir. Kalite, doğru işçilik uygulaması ve ayrıntılara özel bir itina gösterilmesi neticesinde mümkün olmakta.

Çiftliğin çevresindeki alanlarda serbestçe gezinen hayvanlar  sağlıklı yiyeceklere de rahatça ulaşabilmektedir.

Doğada yetişmekte olan çeşit çeşit bitkiler yabani arılar, bombuslar, diğer çeşitli böcekler ve vahşi yaşam için bir cennet oluştururken çiftliğe yakın mesafede olan tertemiz çayırlar inekler için mükemmel bir beslenme kaynağı olmakta. Ormanlar ve alçak sıradağlarla çevrili 100 ha lık bu toprak parçasında üretilen malzemeler, Almanya da doğal olarak üretebilecek ürünlerin en yüksek kalitede olanlarından. Bu iş  yem hasadıyla  başlamakta  ve bitmiş ürün şeklinde son bulmakta.

Hayvanların  beslenmesi neredeyse hiç  silaj kullanılmamaktadır.  Kışın saman ve az bir konsantre yemlerle beslenmekteler. 2017’nin uygunsuz hava şartlarından dolayı bölgedeki üreticilerden saman ve konsantre yemler almışlar. Ama normalde inekler çiftliğin etrafındaki alanlarda doğal olarak beslenmekteler. En uzak otlak iki kilometre bile değil. 

Yaz boyunca, hayvanlar meraya çıkarılmaktalar. Çoğunlukla da nisan ayından itibaren inekleri gün boyunca merada kalmaya başlıyorlar. Belli bir zaman zarfında vücutlarına giren taze otları rahatça sindirebiliyorlar.  Mayıs ayı ortasında, gündüz sıcaklıkları 20 ° C’nin üzerine çıktığı zaman, gece merasın programına geçiyorlar.   Eylül ayına kadar süren bu dönemde, her sabah ahırlara  taze yeşil ot getirmeye devam ederek hayvanlara taze besin temin etmiş oluyorlar.

Bu çiftlikteki sürülerin özelliği, hayvanların yerli yerinde duran boynuzlarıdır. Her hayvanın bir adı vardır ve günlük etkileşimde hayvanların nasıl davrandıklarını ve birbirleriyle nasıl yaşadıklarını görebilirsiniz. Biz insanlarda olduğu gibi farklı huylara sahip hayvanlar mevcut mesela kimisi dere içinde olmayı tercih ederken berisi tepelerde dolaşmaktan hoşlanıyor. Sosyal bir ortamda özgürce hareket eden inekler kendi kendilerine yeter olmayı da öğreniyorlar. Sürünün toplumsal dinamiklerinin nasıl değiştiğini seyretmek her zaman güzel, eğer kuvvetli görünen hayvanlar gelirse veya sürüyü bırakırsa, değişen mevsimlerle birlikte hayvan bireyselliğinin bir sürüde ne denli önemli rol oynadığını da açıkça görmeniz mümkün.

Hayvanın varlığına duyulan saygılı yaklaşım ve doğru uygulamalı sığır yetiştiriciliği, ürünlerin özel kalitesine ulaşabilmenin vazgeçilmez bir unsurları olarak kabul edilmekte.  Silaj ve ve konsantre yemlerin minimum seviyede kullanımı sayesinde, sağılan süt doymuş yağ asitleri bakımından en uygun orana sahip olmakta ve vücuda girdiğinde sindirilebilir özelliği de o derece fazla olmaktadır. Bu tüm süt ürünleri için geçerli bir durumdur.

Bu çiftliğin amaçlarından biride  insanlara DOĞRU ÜRÜNLERİ ÜRETEBİLMEK İÇİN SARF EDİLEN ÇABANIN NE KADAR BÜYÜK VE DEĞERLİ OLDUĞUNU ANLATABİLMEK.

Malzemeleri mümkün olduğunca az makine kullanarak kendi elleriyle üretmekteler. Çünkü biyodinamik bir çiftlikte temel olan çiftçi ve çiftçinin çiftlikle birlikte  dönüşümü zaten biyodinamik tarım ürünlerinin ardında yatan da dürüst insan ruhunun çevresindeki herşeye saygı ve sevgi ile yaklaşımı neticesinde oluşturduğu bütünsellikle  eşsiz sağlıklı ürünler sunabilmesi.

Arzu Duran(2018)

 

GOETHEANUM – Uluslararası Yıllık Tarım Konferansı 2019

GOETHEANUM – Uluslararası Yıllık Tarım Konferansı 2019

Biyodinamik hareketin 6-9 Şubat 2019 tarihleri arasında İsviçre-Dornach Goetheanum’da düzenlelediği, ana teması ‘TARIM EKONOMİSİ’ olan- Çiftliğin özgün yapısı ve küresel ekonomi arasındaki ilişkilerin biyodinamik tarım boyutunda irdelendiği TARIM KONFERANSI hakkında olarak ekim ayı sonu itibariyle aşağıdaki web sitesinden içerik ve kayıt konusunda bilgi edinebilirsiniz.

www.sektion-landwirtschaft.org

Bir çiftlik, başlı başına mikro bir ekonomidir! Biyodinamik bir çiftlik, özellikle kendi gereksinimlerini karşılamak ve belirli bir derecede kendi kendine yeterlilik elde etmeye odaklanmıştır. Biyodinamik çiftlik mutlaka tarımsal ve ekonomik anlamda kendi kendine yeterli olmaya yönelik olmalıdır denildiğinde ne anlatılmak isteniyor? Biyodinamik bir çiftliğin sürdürülebilir toprak verimliliği nereden geliyor?

Biyodinamik tarım demek doğrudan doğa ile uyumlu çalışmak demek. Finansal yeterli olabilmek adına pazara yakın durabilmek için bilinçli adımlar atılmalı. İşte bunun içinde pek çok yenilikçi adımlar atılmak zorunda.(mesela : Topluluk destekli tarım gibi)Bu konferans bilgi alışverişi ve girişimcilerin tarım ekonomisi ile ilgili yeni fikirler paylaşabilecekleri bir platform.Bu konuda değişik ülkelerdeki uygulamalardan örnekler verilecektir. Bir çiftliğin yapısını en iyi şekilde nasıl anlayabiliriz ve bu yönde en ekonomik şekilde geliştirmemiz mümkün olabilir? Bu yönde bölgesel birlikler ne tür çalışmalar yapabilir? Tarımın global ekonomi üzerinde özel yönlendirici bir etkisi var mıdır? Tüm bu sorularla ilintili ve uygulaması yapılmış örnek çalışmalarla ilişkisel ekonomik coğrafyanın yeniden kurgulanarak temel esaslarına varmayı hedefliyoruz

Bu genel kavramın içerisinde mesela tarladan sofraya , kuzey-güney ticari bağlantıları,toprağın ortak değeri..vb.-daha spesifik temalı çalışmalara da yer verilecek.

Düzenlenecek olan 20 farklı workshop çalışmasında bunları deneyimleyebilir ve artistik kurslara, Goetheanium’u tanıtan turlara da katılabilirsiniz.Konferans 5 ayrı dilde düzenlenecektir.(Almanca,İngilizce,Fransızca,İspanyolca ve İtalyanca) İlgilenen herkese açıktır.

Konuşmacılar : Maaianna Knuth (Zimbabve), Gerald Häfner (Almanya), Änder Schanck (Luksemburg), Choitresh Kumar Ganguly und Manisha Kairaly (Hindistan), Helmy Abouleish und Mona Lenzen Abouleish (Mısır), Christoph Simpfendörfer (Almanya), Aline Haldemann und Christian Butscher (İsviçre), Jennifer Chang (Güney Kore), Boris Voelkel (Almanya), Jacqueline Barin (Kanada) Esteban Acosta Pereira (Meksika) , Hermann Pohlmann (Almanya), Claude Gruffat (Fransa), Ueli Hurter (İsviçre), Volkert Engelsman (Hollanda), Patrick Holden (İngiltere).

 

Agriculture Conference 2019

The Economy of Agriculture – between farm individuality and global economy Annual International Conference of the biodynamic movement 6th to 9th February 2019 at the Goetheanum, Dornach, Switzerland The conference is based on the current annual theme of the Section for Agriculture:

The Economy of Agriculture – between farm individuality and global economy

Biodynamic agriculture as a wellspring for relationships and value creation

What is the task of agriculture within local, regional and global economic life? What is its task in relation to nature and the resources it uses? What responsibility does it have towards the people it is feeding? Is there a specific biodynamic approach to agricultural economy? “The Economy of Agriculture” is a theme that should challenge us to look more closely at the issues, understand them better and work more collaboratively.

The farm is its own small economy. The biodynamic farm is particularly focused on meeting its own requirements and attaining a certain degree of self-sufficiency. Do we understand clearly enough why the biodynamic farm must necessarily aim to become agriculturally and economically self-sufficient? Where does the sustainable soil productivity of the biodynamic farm come from?

The farm is also embedded in a regional economy. Not every farm is able to store its own grain, mill its own flour and make bread with it nor can every farm have its own dairy or farm shop. By far the greater portion of all Demeter and organic products reaches the consumer via a production chain that involves the division of labour. Over the last decades numerous ways have been found to enhance cooperation between farms, food processors, wholesalers, retailers and the various voluntary organisations that share similar values. The beginnings of associative working has come about in many different places. Associative economics is a sister impulse of biodynamics. Together they have formed a strong socially formative impulse over the last 30 years which has made a significant impression on the developing organic ‘Biofach’ market.

Dramatic developments have occurred in this field over the last three years. Organic and increasingly also Demeter products have found access to commercial trading channels. One speaks of the ‘conventionalisation’ of the organic market. How do we respond to this development? Can we take a further step towards an associative economy through the regional trading of organic and Demeter products? Where could we begin? What prototypes are there for creating the right price, building a conscious link between producers and consumers, financing enterprise and addressing the question of property ownership?

Various forms of farm processing and direct marketing exist. From the very beginning a signature of the biodynamic movement has been its conscious and economically necessary engagement with consumers. New approaches including community supported agriculture (CSA) are continually being developed. In this field many exciting and stimulating stories from all over the world, can be told.

The biodynamic approach is universally applicable, can be taken up in all regions, climatic zones and cultural contexts and yet lead to the individualisation of the farm. We are called upon not only to think and act regionally, but also globally. The basis of production is not only one’s own farm but the whole earth as a living being. It is not only our own hunger we must satisfy but the hunger of everyone on this earth. What is our contribution to the problem of world hunger? How can we help to reform the world’s food system? What needs to be done to ensure that organics provides nourishment to the world rather than simply filling stomachs?

It is becoming increasingly apparent that agriculture is not only about the primary production of food. It also affects our drinking water the climate. Agriculture has an ecological reach that extends way beyond the specific places where it is practised. How far have we come in implementing the concept of ‘true cost accounting’? It is something that applies not only on an ecological level but on an economic one too – the living organic and biodynamic economy of agriculture serves to counterbalance the resource consuming activity of industry. To measure agriculture only in terms of its contribution to GDP, is to misunderstand its overall economic significance. Is it possible to acknowledge and express the contribution that agriculture makes to the whole economic system?

 

LWT_2019_Flyer

Göbekli Tepe

Göbekli Tepe

İstanbul’un kalabalık caddelerinden yaklaşık 1300 km.uzakta Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Şanlı Urfa’da … orada 1994 yılında bir tepenin üzerinde bir çoban topraktan çıkan bir yapıyı fark etti.

Kazmaya başladı ve sonunda yaklaşık 6 metre büyüklüğünde bir taş yığını ortaya çıkardı.

Taş yapının köşeleri mükemmeldi.Tam ortasında ise tuhaf bir hayvana ait bir kabartma rölyef bulunmaktaydı.

Daha yakından incelenince taşın çok ince bir işçilikle yapılmış olduğu ve gelişmiş aletlerle çalışan yetenekli taş ustaları tarafından şekillendirildiği anlaşıldı.

Keşif ile ilgili haberler, bilim çevrelerine ulaştığında bir gerçekte ortaya çıktı.

Bir çoban belkide modern çağların en çarpıcı arkeolojik keşfini yapmıştı.Göbekli Tepe olarak bilinen arkeolojik sitenin.

13 yıl boyunca. bir Alman arkeoloji ekibi büyük bir özenle bir tepenin içine doğru kazı yaptılar. Ve derine indikçe karbon tarihlerini de çıkardılar.

Devasa bir medeniyete ait kalıntıların sadece yüzde beşini ortaya çıkarmaları tam 13 senelerini aldı.

Yerin altında ne olduğunu biliyorlar.İç içe geçmiş bir sürü dairesel yapı.Taşlardan yapılmış mükemmel daireler.Ve bu taş dairelerin içerisinden yükselen yontulmuş devasa taş sütunlar.

Test sonuçları tahminleri destekliyordu.Göbekli Tepe, yaklaşık 12 bin yaşındaydı.

Uzun zamandır medeniyetin beşiği olarak bilinen Mezapotamya’nin bereketli Hilalinden neredeyse 7 bin yıl daha yaşlıydı.

(History Channel)

DEMETER BİYODİNAMİK TARIM DERNEĞİ KURULUŞU

DEMETER BİYODİNAMİK TARIM DERNEĞİ KURULUŞU

15.Eylül.2018 tarihinde İstanbul’da Demeter Biyodinamik Tarım Derneğinin kuruluşu için bir araya geldik.

Toplantımıza Demeter International sözcüsü Sn.Christoph Simpfendörfer, Demeter danışmanları ve Free Wandering School eğitim uzamanları Sn.Hans Supenkamper ve Stephan Illı’yi ülkemizde yapılandırma aşamasına varmayı başardığımız Demeter Biyodinamik Tarım Derneğinin bu ilk ve son derece önemli toplantısında aramızda görmek bizi fazlasıyla memnun etti.

Bu ilk ve birlikte olmaktan çok keyif aldığımız topluluğumuza Demeter için biyodinamik tarım yöntemini uygulayarak büyük bir özveri ile üretim yapan sevgili Tefennili çiftçilerimiz , biyodinamik yöntemle kusursuz üretimler gerçekleştiren ve Keçiborlu’dan dünyaya gülyağındaki kalitemizi tanıtan ; Aydın Gülyağı, gurur duyduğumuz ihracatçı firmalarımızdan Tefenni’den çiftçileri ile birlikte katılan Birlik A.Ş., biyodinamik tarımın ilklerinden değerli Işık Tarım ve Rapunzel Organik Tarım , yine yaptıkları üretimler ve ihracatlarla ülkemizi yücelten kıymetli ihracatçı firmalarımızdan Paradise Fruits, Tunay Gıda, Voelkel ve İstafil çiftliğinin temsilcileri; Bio-inspekta, BCS,Ceres, Agfocert firmalarından gelen kontroller konusunda uzmanlaşmış yetkililer, Tokat Üniversitesi’nden organik ve biyodinamik tarım konusunda yaptığı çalışmalar ve yetiştirdiği öğrencilerle övünç kaynağımız Dr.Hakan Karadağ, Biyodinamik tarım konusunda ilerlemeye hazır ve bize her türlü yardımı sunan Niksar ilçe tarım müdürlüğü organik tarım birimi yetkilileri Sn. Mevlit Metin ve Burhan Kaynak , yurdun değişik köşelerindeki ziraat fakülteleri ve veterinerlik fakültelerinden geleceğimiz olan öğrencilerimiz ve bu konuya ilgi duyan bazı dostlarımız katıldı.

Ayrıca toplantımıza gönderdiği bir mesajla katılan Türkiye’deki ilk Demeter için biyodinamik tarım danışmanlığı veren Dr.Julius Obermaier’e de buradan selamlarımızı ve saygılarımızı iletiyoruz.

Bu derneği kurmak için 4,5 yıldır birlikte çalıştığım, gerek kendi çiftliğimde gerekse Türkiye’de diğer firmalarda ve birebir eğitimlerin yanı sıra, bu konuda ilerleyebilmemiz için Biyodinamik Tarım konferansları düzenleyen ve çok çaba sarf eden sözü ve özü doğru Demeter danışmanımız Sn.Hans Supenkaemper’e çok teşekkür ederim. Bu hayalimizi gerçekleştirmek için çok büyük uğraşı verdik ve işte bu yolda ilerlerken bizi yalnız bırakmadan destek olan herkese minnettarız.

Hep birlikte geleceğe doğru atacağımız adımlar, yapacağımız dürüstlük esasına dayalı çalışmalarla ve üretim şeklimizle şimdilik gözle göremediğimiz ama bu sayede açılmayı bekleyen bir perdenin kalkmasıyla, derin ve göz kamaştıran bir parıltı içeriye süzülerek yolumuzu aydınlatacağına ve gelecekte Türkiye ve Türk tarımı için bir övünç kaynağı olacağına dair duyduğumuz inanç sonsuzdur.
Demeter Biyodinamik Tarım Derneği nin hedeflerini kısacak şu şekilde açabiliriz; Türkiye’de mevcut toprakları en sürdürülebilir tarım şekli olan biyodinamik tarımla işlenmesine ve bunun yaygınlaştırılmasına, Türkiye’de toprak verimliliğinin arttırılmasına, kaliteli ürün yetiştirilmesine ve zirai tarımın güçlendirilmesine, toprak-bitki-hayvan-insan-piyasa paydaşları arasında denge ve uyum geliştirmek suretiyle çiftliklerin desteklenmesine, üretim zincirinde yer alan tüm üyelerin ve paydaşların görüş ve fikir alışverişinde bulunmasına, faydalı ve sürdürülebilir kararlar almasına ve kişilerin kendi yeteneklerine göre ortak amaçlara etkin bir şekilde katkıda bulunmasına; ayrıca Türkiye’nin uluslararası biyodinamik harekete katılmasına, kendi deneyimlerini ortaya koymasına ve diğer ülkelerin deneyimlerinden bilgi edinmesine yardımcı olmaktır.

Konuya ilgi duyan tüm çiftçilerimizi, ihracat yapan kuruluşları, yerli ve yabancı firmaları, ziraat odalarını, tarım il müdürlüklerini, sertifikasyon kuruluşları, ziraat mühendislerini, veterinerleri, üniversiteleri, öğretim görevlilerini , öğrencileri ve sağlıklı beslenme konusunda farklı bir tarımsal yaklaşımla tanışmak isteyen herkesi ama herkesi bir arada olmaya ve açtığımız bu toprak yolda yürüyerek şimdiye kadar yapmadıklarımızı gerçekleştirmeye, unuttuklarımız tekrar hatırlamaya davet ediyoruz.

Saygılarımla,
Arzu Duran